25.6.08

Allah (cc)'ın Üstün Yaratışı Üzerinde Düşünmek Mümin Alametidir

Evrende, insan vücudundan gökyüzüne, hayvanlardan denizlerin derinliklerine kadar tüm varlıklarda ve olaylarda, son derece kompleks sistemler ve sayısız hassas dengeler vardır. Düşünen ve aklını kullanabilen her insan, bu olağanüstü harikalıklar içeren sistemleri, mükemmel dengeleri sonsuz güç ve akıl sahibi olan Rabbimiz'in yarattığını anlar. Bunların tümü Allah (cc)'ın üstün yaratışının delillerini gösteren birer "iman hakikati"dir. Kişiyi imana yaklaştıran ve imanının artmasına vesile olan gerçekler, Yaratılış mucizeleridir. Bu deliller üzerinde derin tefekkür eden her vicdanlı insan, Allah (cc)'ın varlığını ve büyüklüğünü açıkça görerek iman edecektir. İman edenler ise iman hakikatleri sayesinde Yüce Allah (cc)'ı daha yakından tanıyacak, O'na duydukları iman, sevgi ve korku daha da artacaktır.

Hayatı boyunca etrafında gördüğü veya duyduğu herşeyde Allah (cc)'ın ayetlerini fark edip bunlar üzerinde düşünmek mümin için büyük bir sorumluluktur. Allah (cc), Kuran'daki birçok ayetinde yarattıkları üzerinde düşünerek bunlardan öğüt ve ibret almamızı bildirmiştir. Çevremizdeki canlı cansız tüm varlıklar, bizim Allah (cc)'ın üstün yaratma gücünü, sanatını, ilmini derin derin tefekkür etmemiz için yaratılmışlardır. Bunların hiçbiri boşuna yaratılmamıştır. Kuran'da da, Allah (cc)'ın ayetlerinden ve yaratılışın delillerinden yüz çevirmeden, tüm bunlar üzerinde düşünüp Allah (cc)'ın üstün yaratışını tesbih etmek gerektiği şöyle bildirilmiştir:

"Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler (deliller) vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 190-191)

Büyük İslam mütefekkiri İmam Gazali, Allah (cc)'ın yaratışındaki üstün sanatı şöyle dile getirmektedir:

Gökte nice yıldızlar vardır ki, yerden yüzlerce defa büyüktürler. Uzak olduklarından nokta gibi görünüyorlar. Yıldızlar böyle olunca, feleğin yani göklerin büyüklüğü buradan anlaşılır. Bütün bu yıldızlar, bu büyüklükleri ile senin gözünde gayet ufak görünüyor. İşte bu sebeple bunları yaratanın azamet ve hakimiyetini anlayabilirsin. (İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, Tercüme: A. Faruk Meyan, İstanbul, s.707)

Yıldızların çokluğuna dikkat edin... Hareket ve dönmeleri, dönerken olan hızları ayrı ayrıdır. Kimi bir ayda, kimi bir senede, kimi on iki senede, kimi otuz senede dönüp çoğu da bu gruptandır. Oradaki hayret edilecek bilgilerin sonu gelmez... Allah-u Teala'nın, bu kısa dünya hayatında, bu hususta verdiği ilimleri anlatmaya kalkarsak günlerce devam eder. (İmam Gazali, Kimya-yı Saadet, Tercüme: A. Faruk Meyan, İstanbul, s.706-707)

5.6.08

İman Hakikatlerinin Önemi

Kuran'da, Allah'ın varlığının, birliğinin ve sıfatlarının kesin delilleri olan olaylar ve varlıklar, "ayet" olarak tanımlanırlar. Allah'ın ayetleri, Kuran'da yazılı olduğu gibi dış dünyada ve insanın kendi nefsinde de vardır. Kuran'da bu gerçek, "Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?" (Zariyat Suresi, 20-21) ifadesiyle vurgulanmaktadır.

Vicdanını kullanan bir insan, etrafında gördüğü her şeyde, kendisine Allah'ı tanıtacak sayısız delil ile karşılaşır. Örneğin, çamurlu topraktan çıkan rengarenk, hoş kokulu çiçekler, lezzetli sebze ve meyveler, bu güzelliklerin algılanmasını sağlayan duyu organları, içinde birçok kompleks sistemin uyumlu bir biçimde çalıştığı insan vücudu, Dünyamızı aydınlatan ve ısıtan ve bunun için bize en uygun mesafede ve büyüklükte yaratılmış olan Güneş, kupkuru toprağı canlandıran yağmur ve evrenin tümünü kapsayan bunlar gibi daha sayısız deliller...

Bunların tümü birer "iman hakikati"dir. Yani, kişiyi imana götüren ve imanının artmasına vesile olan gerçekler, "yaratılış mucizeleri"dir. Bu deliller üzerinde derin tefekkür eden insan Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü açıkça görerek iman edecektir. İman edenler ise, iman hakikatleri sayesinde Allah'ı daha yakından tanıyacak, O'na duydukları sevgi ve korku daha da artacaktır.

İman hakikatlerini tanıtmak, insanların gözlerinin önündeki gaflet perdesinin kalkmasına yardımcı olacaktır Bunun için tüm evreni kaplayan iman hakikatlerinin yoğun biçimde araştırılıp insanlara aktarılması gerekmektedir.

Ahir zamanda insanları ateizme ve dinsizliğe sürükleyen ve en büyük aldanış olan evrim teorisinin batıl öğretisi karşısında, iman hakikatlerini sunmak ve öğretmek en etkin çözüm olacaktır.

Bize iman hakikatlerinin önemini gösteren, bu hakikatlerin yorumlanması konusunda bizi aydınlatan önemli bir kaynak geçmişteki ya da çağımızdaki İslam büyüklerinin eserleridir.

Tüm hayatları boyunca Kuran'a ve sünnete tam bir uyum içinde yaşayan İslam büyükleri, iman hakikatlerinin araştırılmasına ve bunlar üzerinde düşünülmesine büyük önem vermişler, eserlerinde de iman hakikatlerini her zaman ön plana çıkartmışlardır. Bu insanların başında büyük İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi gelir.

Geçtiğimiz Hicri yüzyılın müceddidi sayılan büyük alim Bediüzzaman Said Nursi de, bir Kuran tefsiri sayılan Risale-i Nur külliyatında iman hakikatlerinin öneminden pek çok yerde bahsetmektedir: “Bir saray, yüzler kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez. İşte, hakaik-i imaniye (iman hakikatleri) o saraydır. Her bir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba (sebeplere) binaen, ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan iskat ediyor (siliyor). "İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde bir şey yoktur" der, kandırır.” (Lem'alar, s. 92-Risale-i Nur Külliyatı, Nesil Yayınları, cilt 1, s. 628)

Diğer yazılarında da Üstad Bediüzzaman, iman hakikatlerinin öneminden şöyle bahsetmektedir:

“Bu zamanda iman hakikatlerinin birinci maksat, birinci vazife, asıl amaç olması gerekir. Bunun dışındaki şeyler ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalır. Risale-i Nur'la onlara hizmet etmek en birinci görev, merak konusu ve asıl amaç olmalıdır... Risale-i Nur çerçevesi dışında bulunan alimler belki de veliler bu siyasi ve toplumsal hayatın bağları sebebiyle iman hakikatlerinin önemini ikinci, üçüncü derecede bırakıp, o akımların etkisine maruz kalarak, kendi ile aynı fikri paylaşan münafıkları bile sever hale geldi... Hem Risale-i Nur'un gerçek talebeleri ölümsüz elmaslar seviyesinde olan iman hakikatlerini anlatma vazifesi içinde iken zalimlerin satranç oyunlarına benzer konularla ilgilenecek onların kutsal vazifelerini sekteye uğratmamak ve anlayışlarını karıştırmamak gerekir diye düşünüyorum.” (Orijinalinden Türkçeleştirilerek alınmıştır.) (Kastamonu Lahikası, s.

Eserlerindeki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi Bediüzzaman Said Nursi iman hakikatleri üzerinde ciddi ve derin tefekkür sahibidir. Bu tefekkürlerini diğer insanlara da anlatarak, onları, Allah'ın varlığının delillerini kavramaya, Allah'ın sıfatları üzerinde düşünmeye çağırmıştır.

Bediüzzaman’ın bu tefekkür yöntemi bize örnek olmalı ve modern çağın bize sunduğu tüm bilimsel ve teknolojik imkanları kullanarak iman hakikatlerini daha iyi öğrenmeli, araştırmalı ve yorumlamalıyız. (Harun Yahya, İman Hakikatlerinin Önemi)

http://www.imanhakikatleri.com/

Allah'a İman Etmek Gençleri Daha Mutlu Ediyor

Allah'a İman Etmek Gençleri Daha Mutlu EdiyorDünyanın farklı bölgelerinde son yıllarda yapılan anketler ve araştırmalar göstermektedir ki; materyalizmin “sapkın ve insanı karanlığa sürükleyen bir felsefe” olduğunu kavrayan ve Allah’a iman eden gençler, iman etmeyen yaşıtlarına göre daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürüyor.

İnsanların büyük bir kısmı bir türlü gerçek huzuru yakalayamadıklarından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadıklarından şikayetçidirler. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi, bu kişilerin mutluluğu yanlış yerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır. Örneğin bazılarına göre mutluluk sözde maddi zenginliktedir; böylece istediği şeylere sahip olabilecek ve her geçen gün bir öncekine göre daha fazla şey tüketebilecektir. Bu gibi insanlar için tüketmek hayatlarının en büyük mutluluk kaynağıdır. Bazılarına göre mutluluğun kaynağı genç ve iyi görünümlü olmaktır, bazılarına göreyse iyi bir mevki sahibi olmak ve tanınmaktır.

Bunlar elbette ki insanları dünyada belli oranda ve çoğu zaman bir an için heyecanlandırabilecek sebeplerdir. Ancak bunların kişilerin tek mutluluk kaynağı haline gelmesi, bir araçtan çok amaca dönüşmeleri, bunlar olmadığında kişinin ciddi bir mutsuzluk yaşaması önemli bir sorundur. Bu bozuk düşünce tarzının sonucunda ortaya hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli daha fazlasını, daha iyisini isteyen, daha genç ve güzel ya da daha ünlü olmak için çalışan ve sadece bu sayede mutlu olup daha rahat bir hayat sürebileceklerini zanneden insanlar çıkar. Ne var ki bu çabaları onlara bekledikleri mutluluğu kazandırmaz.

Sorunların Tek Çözümü Din Ahlakının Yaşanmasıdır

Allah’ın varlığı ve birliği apaçık olmasına rağmen bazı insanlar inkarlarında direnirler ve din ahlakını yaşamaktan sürekli olarak kaçınırlar. Şüphesiz, bu çok cahilce bir tutumdur. Çünkü insanın hayatı boyunca arayışında olduğu gerçek huzuru, mutluluğu ve güveni bulabilmesinin tek yolu yaratılışına, diğer bir deyişle Allah’ın emrettiği din ahlakına uygun bir hayat sürmesidir. Din ahlakını yaşamayan bir insanın, imkanları ne kadar geniş olursa olsun, gerçek mutluluğu bulmasına imkan yoktur. Gün içinde yaşanan ve mutluluk gibi görünen anlar ise hem çok kısa ve geçicidir hem de çoğunlukla bu insanlar, gerçekte mutlu değildirler, sadece mutluluk taklidi yapmaktadırlar.

Din ahlakı insanların sabırlı, merhametli, hoşgörülü, itidalli, vicdanlı kısacası güzel huylu bir hayat yaşamalarını sağlar. Herkesin din ahlakına uygun olarak yaşadığı bir toplumda ise, huzur ve itidal toplumun geneline hakim olur. Bireyler her zaman sevgiyle, merhametle ve anlayışla karşılık görürler.

Associated Press: “İman Eden Gençler Daha Mutlu”

Associated Press’in 24 Ağustos 2007 günü yayınladığı haber bu konuda oldukça dikkat çekicidir. Ajans, din ahlakının gençler üzerindeki olumlu etkisini, “Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır” başlığı ile dünyaya duyurmuştur.

Haberde verilen bilgiye göre, yapılan araştırma sonuçlarında dindar olan gençlerin dindar olmayan gençliğe nazaran daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır. Associated Press ve MTV’nin yaptığı geniş bir araştırma kendini dindar ya da çok dindar olarak tanımlayan 13–24 yaş arasındaki insanların dindar olmayanlardan çok daha mutlu olduğunu göstermiştir. Gençlerin %44’ü dinin ve maneviyatın kendileri için çok önemli olduğunu belirtmiş, %21’i bu konuyu önemli bulduğunu söylemiştir. Araştırmaya katılan farklı ırklar arasında ise Afrika kökenli Amerikalılar dinin kendileri için en önemli unsur olduğunu söylemişlerdir. Hayatlarında dinin çok önemli olduğunu belirtenlerin %80’i kendilerini “mutlu” olarak nitelendirmişlerdir.

Sosyologlar da mutluluk ile dini uygulamaları yerine getirme arasında doğrudan bir bağ olduğuna dikkat çekmektedirler. Kuzey Carolina Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Lisa Pearce “dinin mutluluğa büyük katkıda bulunduğunu” belirtmiştir.

Yapılan araştırmada gençlerin %68’i kendi dinlerini ve inançlarını uyguladıklarını açıklamıştır. Araştırmaya katılan kişilerin %75’i ise, mutluluklarının üzerinde Allah’ın etkisi olduğunu söylemişlerdir. Ankete katılan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi David Mueller, Allah’ın hayat üzerindeki kontrolüne olan inancını şu sözlerle açıklamıştır:

Yaşamınızdaki olaylara gelince, bunlar sizin için önceden düzenlenmiştir… kendinizi bulacağınız yer Allah’ın sizi yönlendirdiği yerdir.

Mutluluk Hissini Veren Allah’tır

Allah’a iman, insanları başka hiçbir koşulda elde edemedikleri huzurlu ve mutlu bir yaşama iletir. Mutluluğu ruha hissettiren Allah’tır ve Allah bu hissi yalnızca razı olduğu kullarına verir. Allah’ın rızasından uzak yaşayan birisi kendisini maddi sebepler kullanarak mutlu etmeye çalışabilir ve geçici bir süre için kendini mutlu hissettiğini de zannedebilir. Ancak bu kişi gerçekte bir aldanma içerisindedir. Çünkü duyduğu mutluluk hissi, iman sahibi bir insanın yaşadığı mutluluk ile aynı değildir. Kelime olarak aynı kelime ile isimlendirilse bile, bu durum ömründe hiç tatlı yememiş bir kişinin ekşi tadını ‘tatlı’ zannetmesine benzer. Bu kişi yediği yiyeceğin şekerli olduğunu iddia etse de, gerçek şeker tadını bilen bir insana göre yediği yiyecek ekşidir. Mutluluk kavramı da bu örnekteki gibidir. Allah’a iman edip, Allah’ın kalplerine indirdiği huzura kavuşmuş olan müminler, ‘gerçek’ mutluluğu yaşamaktadırlar ve diğer kişilerin mutluluk zannettikleri hislerin anlık ve geçici heyecanlar olduğunun bilincindedirler.

Müminlerin kalbinde, Allah'ın rızasını kazanma umudunun ve bu yolda çaba harcamanın verdiği bir sevinç ve huzur vardır. Yaşadıkları bu neşe ve sevinç, onları hem dünya hayatında mutlu ve huzurlu kılar hem de Allah'ın rızasını daha fazla kazanmalarını sağlayacak olan şevklerinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu sevinç ve mutluluk, iman etmeyen insanların asla ulaşamayacakları ve taklit edemeyecekleri bir sevinçtir. Çünkü bu, Allah'ın yalnızca müminlere hissettirdiği ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennetini ummanın verdiği mutluluk ve huzurdur.

Asıl Mutluluk Yurdu: Cennet

Allah müminleri dünyada güzel ve mutlu bir yaşamla yaşatırken ahirette de cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Allah'ın sonsuz rahmetini ve sevgisini hissetmek ve sonsuz cennetle mükafatlandırılmayı ummak müminin kalbine büyük bir ferahlık ve huzur verir. Allah Kuran'da müminlerin dünyada ve ahirette güzel bir yaşam süreceklerini şöyle müjdelemektedir:

“Şüphesiz "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin".” (Fussilet Suresi, 30)

Din Ahlakından Uzak Yaşamın Ortaya Koyduğu Karanlık Tablo

Her gün televizyonlarda, gazetelerde mutsuzluk nedeniyle intihar eden pek çok insandan söz edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, son 45 yılda, tüm dünyada intihar oranları yüzde 60 artmıştır. Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği bilgilere göre dünyada her 40 saniyede 1 kişi intihar ederek ölürken, her 3 saniyede 1 kişi de intihar girişiminde bulunmaktadır. İntihar, günümüzde tüm ülkelerdeki ölümlerin ilk 10 nedeni arasında sayılmaktadır.

Tüm bunların nedeni insanların din ahlakından uzak yaşamalarıdır. Ancak bu olumsuz tablo artık değişmektedir. İki yüzyıl boyunca tüm dünyayı etkileyen materyalist felsefenin ektiği kötülük tohumları artık yok olmaya başlamıştır. İnsanlar Yaratıcımız olan Allah’ın varlığını inkar eden ve “hiç kimseye karşı sorumlu değilsiniz, yaşam mücadelesi veren evrimleşmiş maymunlarsınız, güçlü olan kazanır” yanılgılarını telkin eden Darwinist propagandanın etkisinden çıkmaktadırlar. Bu konudaki en önemli etken hiç kuşkusuz ki; Harun Yahya (Adnan Oktar)’nın kitapları, internet siteleri, belgeseller ve dünyanın birçok yerinde gerçekleştirilen, yaşayan fosillerin yer aldığı sergiler vasıtasıyla Darwinizm’in geçersizliğinin ve Yaratılış Gerçeğinin anlatılması, din ahlakını yaşamanın tüm toplumsal ve kişisel sorunların kesin çözümü olduğunun ortaya konulmasıdır.

“Haberiniz olsun; Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah’tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Yunus Suresi, 63–64)

Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 43. sayı (Ocak 2008) 14. sayfada yayınlanmıştır.