29.1.08

Dünya Hayatının Sırrı

Allah (cc), herşeyi hikmetle yaratmıştır. Evrendeki pek çok şeyi de insanın hizmetine vermiştir. Güneş Sistemi'nden atmosferdeki oksijen oranına, etinden sütünden faydalandığımız hayvanlardan suya ve daha nicelerine kadar kainattaki pek çok varlığın insanın yaşamına hizmet edecek şekilde yaratıldığı açıkça görülmektedir. Bu gerçek ortadayken, insan hayatının bir amacı olmadığını düşünmek, büyük bir cehalet ve akılsızlık olur. Elbette insanın da bir yaratılış amacı vardır ve Yüce Rabbimiz bu amacı şöyle açıklar:

"… İnsanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56)

Ancak insanların sadece az bir kısmı bu yaratılış amacını kavrar ve buna uygun olarak yaşar. Allah (cc) dünya üzerindeki yaşamımızı, bu amaca uyup uymadığımızı denemek için yaratmıştır. Rabbimiz'e gönülden kulluk edenlerle O'na isyan edenler bu dünyada ayrılacaktır. İnsana verilen tüm imkanlar (bedeni, duyuları, malları…) bu imtihan içindir. Bir ayette Allah (cc) şöyle buyurur:

"Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık." (İnsan Suresi, 2)

İnsanın dünyadaki vazifesi, Allah (cc)'a ve ahirete iman etmek, Kuran'da belirtildiği şekilde güzel ahlak sahibi bir insan olmak, Rabbimiz'in sınırlarını korumak ve O'nun hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaktır. Yüce Allah (cc) insanlardan gerçek ve samimi bir iman istemektedir. Bu ise kişinin yalnızca "ben inandım" demesiyle elde edilmiş olmaz. İnsan, Allah (cc)'a ve O'nun dinine gerçekten inandığını, şeytanın, kendisini saptırmak için göstereceği büyük çabalara rağmen doğru yoldan dönmeyeceğini göstermelidir. Aynı şekilde inkarcılara uymayacağını, kendi nefsinin tutkularını Allah (cc)'ın rızasına tercih etmeyeceğini de ispatlamalıdır. Bunu ise, karşılaştığı olaylara verdiği tepkilerle ortaya koyacaktır. Allah (cc), dini kabul eden insanın karşısına sabretmesi gereken bazı zorluklar çıkaracak, bunlara karşı gösterdiği tavırlarla onu imtihan edecektir. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:

"İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? " (Ankebut Suresi, 2) Başka bir ayette de, Allah (cc)'ın 'iman ettik" diyenleri sınayacağı şöyle bildirilmektedir: "Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? " (Al-i İmran Suresi, 142)

Gerçek bu iken iman eden bir insanın karşılaştığı zorluklara şaşırması elbette doğru olmaz. Bu zorluklar günlük hayatın sanki sıradan gibi gözüken problemleri de olabilir, ilk bakışta büyük bir felaket gibi gözüken olaylar da olabilir. Mümin tüm bunların hepsine imtihan gözüyle bakmalı, Allah (cc)'a tevekkül etmeli ve O'nun rızasına uygun olan tavrı göstermelidir.

Yaşadığımız her olayda bir İlahi hikmet ve imtihan vardır. Müminin yükümlülüğü, bu gerçeği her zaman akılda tutmak ve daima Allah (cc)'ın rızasına uygun davranışlar göstererek dünya imtihanını kazanmaya çalışmaktır.



Öğüt ve Hatırlatma Müslümanlar İçin Büyük Bir Nimettir


Dünyada yaşanan hayat, insanlardan hangilerinin iyi, hangilerinin kötü davranışlarda bulunduklarının belirlenmesi için Yüce Allah (cc)'ın yarattığı bir deneme süresidir. Bu süre boyunca insanlar pek çok hata yapabilir, kusurlu davranışlarda bulunabilirler. İman eden insanların amacı bu hatalarından, kusurlarından, eksikliklerinden bir an önce arınarak Allah (cc)'ın rızasını kazanmak ve cennete yakışır bir ahlaka ulaşmaktır.
Samimi ve vicdanlı insanlar her türlü kötülükten ve eksiklikten kurtulmayı içten arzu ettikleri için kendilerini Allah (cc)'a yaklaştıracak her öğüdü canı gönülden dinlerler. Allah (cc)'tan korktukları, ahirete kesin bilgiyle iman ettikleri için sonsuz ahiret hayatlarını tehlikeye sokabilecek her türlü tavır ve sözden şiddetle sakınır, ahiret gününde kendilerine fayda sağlayacak tüm öğüt ve hatırlatmalara hemen uyarlar. Müslümanların bu özelliği Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır. " (Furkan Suresi, 73)
Yapılan hatırlatmalara ve verilen öğütlere karşı gurur yapmak, büyüklenmek, karşı çıkmak inkarcılara has bir tavırdır. Müminler ise yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi, Allah (cc)'ın ayetleri doğrultusunda yapılan bir hatırlatmayı işittiklerinde dikkatle dinler ve hemen itaat ederler. İman eden bir insan kendisine ulaşan her hatırlatmanın, kendisini sonsuz cehennem azabından korumak için yapıldığını düşünerek tam bir teslimiyetle karşılık verir. Müminlerin bu teslimiyetlerini ifade eden sözleri, Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
"Rabbimiz, biz: "Rabbinize iman edin" diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür." (Al-i İmran Suresi, 193)
Asla gurur yapmadan kendilerine yapılan her Kurani hatırlatmaya uyanlar, samimi ve vicdanlı müminlerdir. Allah (cc), "Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, müminlere yarar sağlar." (Zariyat Suresi, 55) ayetiyle bu gerçeği haber vermiştir. Öğüt ve hatırlatmanın kimlere fayda sağlayıp, kimlerin inkarını artıracağı başka ayetlerde de şu şekilde bildirilir:
"Şu halde, eğer 'öğüt ve hatırlatma' bir yarar sağlayacaksa, 'öğüt verip hatırlat.' Allah'tan 'İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür. 'Mutsuz-bedbaht' olan ondan kaçınır. Ki o, en büyük ateşe yollanacaktır. Sonra onun içinde o, ne ölür, ne yaşar. Doğrusu, temizlenip arınan felah bulmuştur; Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan. " (A'la Suresi, 9-15)
Naziat Suresi'nde ise ancak hesap gününden korkan kişilerin uyarıları dinleyeceği, "Sen, yalnızca ondan 'içi titreyerek korkanlar' için bir uyarıcısın." (Naziat Suresi, 45) ayetiyle bildirilmiştir. Müminler ahireti yaşamlarının her anında düşünür, orada ortaya çıkacak bir hatanın insanı Allah (cc)'ın huzurunda utandıracağını ve telafisi olmayan bir pişmanlığa sürükleyeceğini unutmazlar. Kuran ayetlerinden cehennem azabının şiddetini öğrendikleri için Allah (cc)'ın rızasına uygun olmayacak, Rabbimiz'in azabıyla sonuçlanabilecek her tavırdan şiddetle kaçınır, hata ve eksikliklerinden hızla kurtulmak isterler. Yüce Allah (cc) bir ayetinde, kendilerine verilen her öğüt üzerinde düşünen ve hayra yönelik çağrılara hemen uyan müminlerin ahlakını şöyle haber vermiştir:
"Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir." (Zümer Suresi, 18)
Vicdanlı bir insan kendisine yapılan Kurani bir hatırlatma karşısında hiçbir mazeret öne sürmez ya da nefsini temize çıkarmaya çalışmaz. Çünkü, "… Nefis -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir." (Yusuf Suresi, 53) ayetiyle bildirilen gerçeğin farkındadır. Nefsinden gelen bahanelerin hiçbirine kulak vermez. Daima vicdanına başvurarak doğruyu görür ve bu doğruya uyar. İman eden bir insan, ahirette nefsin öne sürdüğü mazeretlerin hiçbir geçerliliği olmayacağını; her zaman nefsi bir kenara bırakarak verilen öğüde uymanın kazanç sağlayacağını çok iyi bilir. Çünkü hesap günü Kuran'da bildirildiği gibi, "Zalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı gün"dür. (Mümin Suresi, 52)
Müminler, bu ahlakları neticesinde her konuda hızla birbirlerinin eksiklerini tamamlar, mükemmel bir ahlak ve tavır bütünlüğüne doğru yol alırlar. Bir müminin fark etmediğini diğeri görür ve tamamlar. En önemlisi ise hiçbir müminin kendisine hatırlatılan konularda en ufak bir direnç göstermemesidir. Kuran'da bildirildiği gibi müminler, "... yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir." (Al-i İmran Suresi, 135)




15.1.08

Allah (cc) Duaları İşiten, Yakın Olandır

Allah (cc) Duaları İşiten, Yakın Olandır"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. " (Bakara Suresi, 186)

Yüce Rabbimiz'i gereği gibi takdir edemeyen insanlar, Allah (cc)'ın kendilerini, gökleri ve yeri yaratan olduğunu bilmekle beraber, Allah (cc)'ın her an kendilerini gözetip korumakta olduğu gerçeğinden habersizdirler. Allah (cc)'ın kendilerini yaratmaya kadir olduğu gibi, yaşadıkları her anı bilip, bunların tümünü yaratmış olduğu gerçeğinin bilinçsizce çok uzağında yaşarlar. İşte bu yanılgının bir gereği olarak endişelenir, geleceğe yönelik kaygı içinde olur, istemedikleri bir durum karşısında hayıflanır, çıkış yolu bulamayacaklarını zannederler. Oysa Allah (cc), Kuran ayetleriyle, insana ne kadar yakın olduğunu bildirir:

"Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. " (Kaf Suresi, 16)

İki kişi konuşurken üçüncüsü Allah (cc)'tır, üç kişi konuşurken dördüncüsü Allah (cc)'tır. Allah (cc) sinelerin özündekini bilir, her konuşulanı duyar, insanın her anını görür. Allah (cc) tüm bunları yaratandır. Allah (cc) kişinin içinden geçen her düşünceyi bilir. O uyurken de, yürürken de, konuşurken de, tek başına kaldığını zannettiği bir anda da Allah (cc) hep onun yanındadır. O, Allah (cc)'ı göremez, fakat Allah (cc) onun her halini, her an görür.

Bir insan, ihtiyaç içinde Yüce Rabbimiz'den bir dilekte bulunduğu zaman, Allah (cc) mutlaka onun duasını işitir. Onun isteğini, ihtiyacını en iyi takdir eden, onun içinde bulunduğu durumu en iyi bilen Allah (cc)'tır. İnsan, Cenab-ı Allah'ın mutlaka kendisini duyduğunu bilerek ve duasına yalnızca O'nun icabet edeceğine inanarak Allah (cc)'a yöneldiğinde, katıksız bir sevgi ve teslimiyetle Yaratan'a yönelmiş olmaktadır. O'nun karşısındaki aczini bilmekte, O'nun mutlaka dualara icabet eden olduğuna iman etmektedir. O'nun kendisine, tüm diğer varlıklardan yakın olduğunu, kendisini mutlaka işittiğini ve mutlaka gördüğünü bilmektedir. Allah (cc)'a dayanıp güvenen bir insan, Allah (cc)'ın yüce kadrini takdir edebilmiş, O'nun üstünlüğünü görebilmiş, sevilmeye ve Kendisi'nden korkulmaya en layık olan Varlık'ın Allah (cc) olduğunu anlayabilmiştir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

"De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbim'in bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır. " (Sebe Suresi, 50)

Değerli İslam alimi İmam Gazali, Allah (cc)'ın kula yakınlığını şu sözlerle ifade etmiştir:

"[Allah (cc)] Miktarlarla sınırlandırılamaz, kıtalar Kendisi'ni içine alamaz, yönlerle çevrili değildir, ne yerler ne de gökler onu kapsar. O, Arş’ın üzerinde Kendi buyurduğu ve murat ettiği manada yerleşmiştir. Arş’a ne temas etmiş, ne karargahı kurmuş, ne yerleşmiş, ne hulül etmiş (girmiş, dahil olmuş) ne de ondan intikal etmiştir, bunlardan beridir. Arş O'nu taşıyamaz, bilakis Arş ve Arşı taşıyan melekleri O'nun kudret lutfuyla taşımakta, bunlar O'nun kabza-i (el) kahrında (Allah’ın şiddetli ve azap verici sıfatlarının tecellisi) (müsahhardırlar (zaptedilmişlerdir). Arş ve göz üzerinde olması yerden ve topraktan uzaklığın gerektirmediği gibi, Arş’a ve göğe yakınlığını gerektirmez. Tam tersine yerden ve toprak altlarından çok ırak olduğu gibi Arş ve semadan da çok ıraktır. Bununla birlikte her varlığa en yakın olan kula şahdamarından daha yakın bulunan O'dur. Nitekim Kur’an’da “O, her şeye şahittir” (Sebe 47) buyurulmuştur." (İHYA-U ULUMUDDİN, 1. CİLT Sf 201, Hacetü’l İslam, İmam Gazali)

Kuran Ahlakına Göre İnsanlara Öğüt Vermek

Kuran Ahlakına Göre İnsanlara Öğüt VermekKuran'da, doğru ve yanlış, iyilik ve kötülük, örnekler verilerek her insanın anlayabileceği şekilde açıklanmıştır. İman edenler de tüm hayatlarını Kuran’da verilen bu bilgiler doğrultusunda yaşar, bu ahlaka göre hareket ederler. Yüce Rabbimiz Kendisi’nden korkup sakınan ve sadece Allah (cc)’ın rızası için yaşayan müminlere, iyiyi kötüden ayırt etmelerini sağlayan bir nur ve anlayış vermiştir (Enfal Suresi, 29). Kuran ahlakına göre müminler doğruyu ve yanlışı bilen, uygulayan ve başkalarına da iyiliği tavsiye eden kişilerdir. Her insanı doğruları görmeye çağırmak ve Kuran ahlakını yaşamaya davet etmek Kuran’a göre yapılması gereken çok önemli bir ibadettir. Müminler bu ibadeti tüm yaşamları boyunca yerine getirir, insanları güzel ahlaka davet ederler. Yüce Allah (cc) bu sorumluluklarını insanlara Kuran’da şöyle bildirir:

"Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi, 104)

Kuran'da ayrıca Allah (cc)'ın bu emrini yerine getiren insanların diğer insanlar için ne kadar hayırlı kimseler oldukları da haber verilmiştir:

"Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır." (Al-i İmran Suresi, 110)

Değerli İslam büyüğü İbni Arabi Hazretleri de müminlerin iyiyi ve kötüyü insanlara öğretmelerinin önemini bir sözünde şöyle anlatmaktadır:

Şu halde öğüt veren terzidir. Terzi, elbisenin parçalarını bir araya getirip diken ve onu gömlek veya kendisinden yararlanılan bir şey yapandır. O elbiseyi ancak dikip ve işleyerek yapmıştır. Allah'ın, dinindeki nasihatı da işte böyledir: Bunu yapan kimse, Allah'ın kulları ile Allah Katındaki mutluluklarının ve Allah ile yaratıkları arasını telif edip birleştirmektedir. İşte nasihat Allah içindir, sözünün anlamı budur. (Fütühat-I Mekki, İbni Arabi, S. 113)

Müminlerin, insanlara iyiliği öğütleyip kötülükten sakındırmaya çalışırken göz önünde bulundurdukları önemli bir ölçü vardır; karşılarındaki kişinin ne geçmişi ne de o an içerisinde bulunduğu hatalı tavırlar onlarda bir ön yargı oluşturmaz. Kimseye hatalarından dolayı mümin olamayacağı gözüyle bakmazlar. Hiç kimseyi, din ahlakını anlatma konusunda göz ardı etmezler. Hidayeti verecek olanın yalnızca Yüce Allah (cc) olduğunu bilir ve bundan sakınırlar. Zira diğer insanların güzel ahlakı yaşayabilmeleri için, Kuran’ı bilmeleri ve Kuran ahlakına göre eğitilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle müminler, kişilerin tavırları ne kadar olumsuz olursa olsun, iyiliğe çağırmakta ve kötülükten sakındırmakta, doğru olanı anlatmakta tereddüte kapılmazlar. Ancak tüm bu anlatımlara rağmen karşı taraf kendi bakış açısında ısrarlı davranırsa, bu durumda da hiçbir şekilde bir zorlama yapmazlar. Çünkü Allah (cc) Kuran'da "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…" (Bakara Suresi, 256) şeklinde bildirmiştir.

Müminler, Kuran'ın iyiliği emretme hükmünü sadece doğru ve yanlışı hiç bilmeyen ve din ahlakını hiç tanımayan insanlara değil, aynı zamanda müminlere karşı da uygularlar. Çünkü insan sadece bilmediğinden değil, bazen de unuttuğundan, yanıldığından ya da nefsinin telkinlerine uyduğundan hata yapabilir. İşte bu durumda müminler birbirlerine Kuran'ın hükümlerini hatırlatarak iyiliği emretmiş ve kötülüğü engellemiş olurlar. Dünya hayatında ancak iyilik yapanların ve salih amellerde bulunanların cennete kabul edileceklerini, kötülükten sakınmayanların ise cehennem azabıyla karşılık göreceklerini bildiklerinden birbirlerini bu yönde uyarırlar. Allah (cc) müminlerin birbirleri üzerinde gözetici olduklarını ve birbirlerinin velileri olduklarını bir ayette şöyle bildirmiştir:

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 71)

Müminler bu önemli ibadeti her zaman kararlılıkla yerine getirirler. Karşılarındaki insanlar ne kadar çok hata yapsalar da sabırla, şefkatle ve merhametle uyarmaya ve hatırlatmaya devam ederler. Çünkü Allah (cc) pek çok ayetinde sabredenleri sevdiğini bildirerek, müminleri Kuran ahlakını uygulamakta sabırlı olmaya davet etmiştir.

Cennetteki Sonsuz Mutluluk

Cennetteki Sonsuz MutlulukCennet, Yüce Rabbimiz’den korkup sakınarak, sabırla, hayatı boyunca güzel ahlak gösteren ve yalnızca Allah (cc)'ın rızasını kazanmak için çabalayan salih müminlerin sonsuza kadar yaşayacağı yerdir. Herşeyin tek hakimi Yüce Allah (cc) iman edenleri Kuran’ın pek çok ayetinde cennetle müjdelemektedir.

İman edenler cennette hem bedenen hem de ahlaken Allah (cc)’ın izniyle en mükemmel şekilde olacaktır. Kuran ahlakı orada tam olarak tecelli edecek, gıybet, iftira, yalan, riya, haset, kibir, sadakatsizlik ve kin gibi kötü ahlak özellikleri hiç yaşanmayacaktır. Allah (cc) cennette iman edenlere olağanüstü güzelliklerle dolu bir yaşam ve Kendisi’nden bir mağfiret vaat etmiştir. Rabbimiz'in bu müjdesi Kuran’da şöyle haber verilir:

"Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)." (Yasin Suresi, 55-58)

"Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız."

Kuran’da haber verildiği gibi cennet, insanın hayal bile edemeyeceği güzelliklerin ve nefsin arzu ettiği herşeyin mükemmel bir şekilde yaratıldığı, sonsuz esenlik yurdudur. Orada, insan aklının üstünde, muhteşem bir mimari ve teknoloji, kusursuz bir düzen vardır. Kuran ayetlerinde bildirilen cennet tasvirlerini bilip tefekkür etmek, gafletin dağılması ve dünya hırsının yok olması açısından da çok önemlidir. Samimi bir şekilde tefekkür edilmesi, cennetin dünyadaki hiçbir mükemmellikle kıyaslanamayacağını anlamak için yeterlidir. Bunu anlayan kişi, cennet arzusu ve özlemiyle bu sonsuz nimeti hak edebilmek için çaba harcamaya başlayacak, kendisini cennetten uzaklaştıracak ve ebediyen mahrum bırakacak olan gaflet halinden ise bütün gücüyle sakınacaktır.

Huccetül İslam İmam Gazali Hazretleri cennete girmeye hak kazanan seçkin müminlerin yaşantısını ve Yüce Allah (cc)’ın rızasına kavuşmanın iman edenlere yaşattığı sonsuz mutluluğu eserlerinde şöyle anlatmaktadır:

Güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarında, güçlü Hükümdar’ın Katında, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Orada çok keremli Melik’in yüzüne bakar dururlar, nimetin güzelliği yüzlerini pırıl pırıl aydınlatmış, arzuladıklarına sonsuz olarak mazhar olmuşlardır. Kendilerine ne bir toz bulaşır ne de onlar bir zillete uğrarlar. Bilakis şerefli kullardır, Rab’lerinden türlü türlü armağanlara mazhar olurlar, canlarının çektiği nimetler içinde ebedi olarak zevk içinde olurlar. Onlar orada ne korkarlar ne mahzun olurlar... ( İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-Din, 4. Cilt, s. 1082)

Yüce Allah (cc)’ın rızasını kazanıp Rabbimiz’in cennetine girmeye hak kazanmış kıymetli peygamberler ve salih müminler arasında olabilmek umudu, iman sahipleri için çok büyük bir şevk kaynağıdır. (Zuhruf Suresi, 71)

Büyüklük Gururu İman Etmeyi Engeller

Büyüklük Gururu İman Etmeyi Engellerİman etmek için öncelikle insanın aklının ve şuurunun açık olması gerekir. Akıl ve şuuru örten en büyük engellerden biri ise Kuran’da iman etmeyen insanların bir özelliği olarak bildirilen büyüklük gururudur. Peki, niçin büyüklük gururuna sahip bir insan ibadetlerini içten bir şekilde yerine getiremez ve Yüce Allah’tan gereği gibi korkup sakınamaz?

İnsan, Yüce Rabbimiz'in yoktan var ettiği aciz bir varlıktır ve yaşamını sürdürebilmek için de sürekli ihtiyaç duyduğu birçok detay vardır. İnsanın güç yetirebildiği her şey, Allah'ın ona ihsanda bulunmasıyla ve kuvvet vermesiyle gerçekleşmektedir. Her an kendisini yaratan, var eden Yüce Allah'a muhtaçtır. İnsanın bu aciz durumu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

“Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır.” (Fatır Suresi, 15)

Bu kadar aciz bir varlığın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını düşünmesinin, kendini yeterli görmesinin ne kadar akıl ve mantık dışı olduğu açıktır. Ancak gaflet içerisindeki bazı insanlar, “… O inkâr edenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.” (Sad Suresi, 2) ayetiyle bildirildiği üzere tüm acizliklerine rağmen nefislerindeki gurur ve büyüklenme nedeniyle hayatlarının her anında kötü bir ahlak sergiler ve Allah’ı unutarak kibirlenirler. (Rabbimiz’i tenzih ederiz.) Sonuç olarak da hem bu dünyada hem de ahirette kayba uğrayanlardan olurlar. Bu gerçek, bir ayette şöyle bildirilmiştir:

“İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur. Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.” (Hac Suresi, 8–9)

Ayette bildirildiği gibi kayba uğrayanların en sakınılması gereken özelliklerinden olan büyüklük gururu, birçok yanılgıya ve davranış bozukluklarına neden olur. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

Gurur Kadere Teslimiyetten Alıkoyar

Gururlu insanlar kendilerini çok beğendikleri ve herkesten üstün gördükleri için kendi akıllarına göre belirledikleri sözde doğrular ve prensipler doğrultusunda hareket ederler. Bu nedenle hayatlarındaki her olayın kendilerinin belirlediği bir plan doğrultusunda işlediğini sanmak gibi yanlış bir zanna kapılmışlardır. Onlara göre istek ve tutkularına ters gelen herhangi bir durum olmuşsa bunun nedeni geçmişteki tecrübesizlikleridir. Nitekim bu durumu "şimdiki aklım olsaydı" veya "keşke" gibi ifadelerle dile getirerek şu anki akıllarını beğendiklerini ima eder ve geçmişte kendilerince yaşadıkları terslikleri şimdi yapmayacaklarını varsayarlar. Oysa bu durum onların kendi büyüklenmelerinden kaynaklanır ve Yüce Allah’ın yarattığı kadere teslim olmaktan gafil olduklarını gösterir. Kendilerini Yüce Allah’a şirk koşan bu kişiler, hayatlarını kontrol etme gücünün ellerinde olmadığını ve geçmişte olduğu gibi şu anda ve gelecekte de Rabbimiz’in belirlediği kaderi yaşamakta olduklarını kabul etmek istemezler. Oysa bu içine düştükleri durum son derece küçültücü ve aşağılatıcıdır. Çünkü yeryüzünde her şeyin kendi kontrolü altında olduğunu sanarak büyüklenen bu kişiler, cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak girerler. Rabbimiz gururlu insanların içine düştükleri bu küçük düşürücü durumu bir ayette şöyle haber verir:

"Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir." (Mü'min Suresi, 60)

Gurur Hoşnut Ve Kanaatkâr Olmaktan Alıkoyar

Büyüklük gururuna sahip insanlar her şeyin en iyisine ve güzeline sadece kendilerinin layık olduğunu düşünürler. Eğer çevrelerindeki biri kendilerinden daha güzel, zengin veya başarılı ise bundan çok büyük bir rahatsızlık duyar hemen büyük bir kıskançlık hissine ve hırsa kapılırlar. Oysa Yüce Allah kullarına tüm özelliklerden dilediği kadarını vermiştir. İnsanın bunlardan dolayı hırsa kapılması kıskançlık duyması ise son derece küçültücü bir durumdur ve o kişinin dünyaya olan büyük tutkusunun bir göstergesidir. Bu durumda kullara düşen, Yüce Allah’ın diğer insanlara bahşettiği nimetleri kıskanmak yerine Rabbimiz’in kendilerine verdiği nimetleri düşünüp şükretmektir. Çünkü şükretmek, “Öyleyse Beni anın, Ben de sizi anayım; ve Bana şükredin ve nankörlük etmeyin.” (Bakara Suresi, 152) ayetiyle haber verildiği üzere Allah’ın hoşnut olacağı umulan bir ibadettir.

Gurur Gerçek Sevgiden Alıkoyar

Gururlu insanlar Yüce Allah'ın insanlara verdiği önemli bir nimet olan ve imandan kaynaklanan gerçek sevgiyi hiçbir zaman tadamazlar. Çünkü gerçek sevgi fedakarlık gerektirir. Bu kişiler en çok kendilerini sevdiklerinden başkaları için fedakarlık yapmayı, onları sevmeyi hiç düşünmezler. Tam aksine hep sevilen, ilgilenilen, kişisel özellikleri ön plana çıkarılıp övülen kendileri olsun isterler.

İmanda derinleşen müminler ise cennette sonsuza dek yaşayacakları gerçek sevgiyi “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96) ayetiyle bildirildiği üzere Allah’ın izniyle dünya hayatında yaşamaya başlarlar. Yüce Allah’a, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile birlikte tüm peygamberlere ve birbirlerine büyük bir sevgi ve sadakatle bağlıdırlar. Bu nedenle canlarıyla-mallarıyla Allah yolunda mümin kardeşlerini ve elçiyi desteklerler. Hak dinin ve güzel ahlakın insanlar arasında yayılması için büyük bir ihlasla hareket eder, yaşadıkları sıkıntıları hiçbir zaman övünme konusu haline getirmez, insanlar arasında itibar kazanmaya çalışmazlar. Kamil iman sahipleri sergiledikleri güzel davranışları sadece Yüce Allah’ın bilmesinin yeterli olacağını düşünür ve bunu Rabbimiz’in rahmetine vesile olacak bir yol olarak nitelendirirler.

Gurur Hatalı Olduğunu İtiraf Etmekten Alıkoyar

Büyüklük gururu içinde olan kişilerin bütün hareketleri ve düşünceleri, insanların gözünde değer kazanıp üstün olmaya göre ayarlıdır. Bu yüzden de gurur hastalığına yakalanmış olan kişiler hata yapmaktan çok korkarlar. Çünkü hata yapınca küçük düşeceklerini, insanların gözünde değer kaybedeceklerini düşünürler. Kendilerini her türlü hatadan soyutlamaya çalışırlar; hiçbir hatayı kendilerine yakıştırmaz ve kabul etmezler. Asla hata yapmayacaklarını düşündüklerinden Yüce Allah’ın çok büyük bir nimet olarak verdiği tevbe etmek gibi bir ibadetten mahrum kalırlar. Yüce Allah bir Kuran ayetinde bu gerçeği şöyle bildirir:

"...Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı." (Nisa Suresi, 64)

Bu kişiler kendi hatalarını görmedikleri, nefislerini eleştirmekten şiddetle kaçındıkları için kendilerini geliştirme ihtiyacı hissetmez, doğruyu ve güzeli bulamaz, kendi kurdukları küçük bir dünya içinde, hataları, eksiklikleri ve kusurlarıyla yaşamayı kabul ederek büyük bir kayba uğrarlar. Çünkü iyi ve güzel olan, kendilerini mutlu edecek, rahat ettirecek imanın güzelliklerini, - vicdanları kabul ettiği halde- sırf gururları nedeniyle kabul etmezler. Ancak cehennem azabını tadınca bu gurur ve kibirleri son bulur. Artık Allah'a boyun bükmüş, teslim olmuş olarak sonsuza dek yalvarırlar, ama orada kendilerine "(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun." (Duhan Suresi, 49) şeklinde seslenilir.

Gurur Güzel Söze Uymaktan Alıkoyar

Yüce Allah’ın “Sizden; hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran Suresi,104) ayetinde bildirdiği gibi müminlere iyiliği emredip kötülükten sakındırmaları emredilmiştir. Müminler bu ayetin hükmü gereği, hatalarını gördükleri müminlere hatırlatmada bulunur ve kardeşlerinin Yüce Allah’ın beğenmediği hatalı davranışlardan kurtulması için çaba gösterirler. Gururlu kişiler ise, eleştiri olarak kabul ettikleri bu durumdan hiç hoşlanmazlar. Çünkü bu ahlaktaki kişiler, her zaman kendi akıllarının daha üstün olduğunu düşünürler. Dolayısıyla da her zaman çok büyük bir kayıp içindedirler. Hak olan her türlü çağrıya kulakları tıkalı ve gözleri kapalıdır. Oysa Allah "... Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yusuf Suresi, 76) ayetiyle insanları bu yanlış düşünceden sakındırmıştır.

Gurur Samimiyetten Alıkoyar

Gururlu insanlar hiçbir zaman gerçek kişiliklerini sergilemezler. Çünkü hedefleri daima herkesin takdirini toplayacağını düşündükleri iyi insan modelini oluşturmak, bu model üzerinden insanların beğenisi kazanarak övülmektir. Bu insanlar güzel ahlaklı, takva sahibi, imanlı ve akıllı biri gibi tanınmak uğruna sürekli dikkatlidirler. Bu dikkat kendilerini sıkmalarına, bakışlarının donuklaşmasına, yüzlerinin heykel kadar duygusuz ve kaskatı olmasına yol açar ve derin imanın getirdiği gerçek samimiyeti yaşamalarına engel olur. Çünkü her an hatalarıyla, eksiklikleriyle alay konusu olmaktan korkarlar. İnsanlara karşı hep uzak ve içten pazarlıklı davranır, hem kendileri kimseye samimiyet gösteremez hem de bu uzak tutumları ile başkalarının onlara samimi davranmasına engel olurlar. Bu samimiyetsiz tutumlarını imani olgunluğa sahip müminler hemen teşhis edebildiği halde, çevrelerindeki insanlardan bir dereceye kadar saklayabilirler, fakat Yüce Allah’tan asla gizleyemezler. Nitekim Rabbimiz bu kişilerin samimiyetten uzak, insanlara gösteriş olması için yaptıkları ibadetlerin geçersiz olduğunu şöyle haber verir:

"İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, Onlar gösteriş yapmaktadırlar." (Ma'un Suresi, 4–6)

Gurur İmanın Getirdiği Geniş Bakış Açısından Ve Büyük Düşünmekten Alıkoyar

Aklı örten, gözleri kör eden büyüklük gururu, insanları dünya ile sınırlı, övülmek, takdir edilmek üzerine kurulu son derece basit bir hayat içine hapseder. Bu insanlar sadece kendi haklarını korumaya, kendi doğrularını yaşamaya, Kuran ahlakından uzak kendi prensiplerini uygulamaya şartlanmışlardır. Bu nedenle çevrelerindeki imanlı insanların güzel ahlaklarını görmez, onları örnek almaz, dahası çevrelerinde ve dünyada yaşanan olaylarla ilgilenmezler. Oysa müminler kendilerini Yüce Allah’ın hoşnut olacağını umdukları en güzel ahlak özelliklerini kazanma yolunda eğitir ve ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirirlerken, ezilen ve zayıf bırakılanların haklarını korumakla sorumlu olduklarının da bilincindedirler. Bu nedenle müminlerin ufku geniştir. Dünyada ezilen haksızlığa uğrayan kimsenin kalmaması için Kuran ahlakının hakim olması gerektiğini bilir ve bu amaçla büyük bir fikri mücadele verirler. Müminler yüklendikleri bu büyük sorumluluk nedeniyle kendileriyle uğraşmaktan, vesvese gibi ahiretlerine hiçbir faydası olmayacak şeytanın telkini olan düşüncelerden sıyrılır, kendilerini yalnızca Allah’a ve İslam ahlakının yayılmasına adarlar. İmanın kazandırdığı bu geniş bakış açısı ise onlara büyük bir güç, sağlam bir karakter ve heybetli bir görünüm verir. Gururlu insanların elde etmek için çaba sarf ettikleri ve asla sahip olmadıkları bu özellikler, müminlerde Yüce Allah’ın dilemesiyle çok doğal bir biçimde ortaya çıkar.

Büyüklük gururu imanın önündeki en büyük engeldir. Çünkü "Bizim ayetlerimize ancak onlarla kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayanlar iman eder." (Secde Suresi, 15) ayetinde, imanın en açık göstergelerinden birinin büyüklük taslamaktan kaçınmak olduğu bildirilmiştir. Kuran ahlakı beraberinde Yüce Allah'a teslimiyeti, teslimiyet de insanın aczini bilmesini getirir. İşte her şeyin Allah'a ait olduğunu, kendilerinin O'na karşı eksikliklerini, acizliklerini bilen müminler, imanın getirdiği ahlak ile cömert, fedakâr, sabırlı, anlayışlı, şefkatli, merhametli, kararlı, vefalı, hoşgörülü ve bunlara benzer pek çok üstün ahlak özelliğine sahip olurlar. Allah'ın rızasını kazanma aşkı ve şevkiyle düşünce ufuklarında sürekli olarak güzellikler ve yenilikler üretirler. Allah korkularından kaynaklanan güzel ahlakları sayesinde çevrelerindeki insanlarla da son derece iyi ilişkiler ve güzel dostluklar kurarlar. Makam, mevki gibi dünyevi hırslara kapılarak bu uğurda her türlü yola başvuran insanların aksine, kıskançlık, çekişme gibi tavır bozuklukları göstermezler. Verdikleri emeğin karşılığı dünya hayatında ne olursa olsun, bundan dolayı bir sıkıntıya kapılmaz, Yüce Allah'ın rızasını ve cennetini ummanın huzur ve mutluluğunu yaşarlar. Yüce Allah imanın getirdiği güzellikleri yaşayan müminleri şöyle müjdeler:

“Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir.” (Fecr Suresi, 27–30)

Gururlu insanlar şükretmek, sabretmek ve kanaatkar olmak gibi pek çok güzel ahlak özelliğini, kendilerini başkalarından üstün görme zaafları yüzünden yaşayamamakta ve elbette kayba uğramaktadırlar.

Sonsuz bir azap mekanı olan cehennemden kurtuluşa vesile olan yollardan biri de ayetlerle yapılan öğüt ve hatırlatmalardır. Bu nedenle dünyada henüz vakit varken Kuran ahlakının yaşanması için verilen her öğüt, hayra ve iyiliğe yönelik her çağrı ve eleştiri, hesap gününe karşı yapılan her uyarı, insanların azaptan korunmasına ve cenneti kazanmasına vesile olacaktır.

Büyüklük Gururuyla Kibirlenen İnsanların Belirgin Kişilik Bozuklukları

  • Kendilerinin önemli olduğunu düşünür, başarı ve yeteneklerini abartırlar.

  • Sadece dünyaya yönelik olarak planladıkları basit hayatlarında güç, başarı, şöhret, para, fiziksel görünüm ön plandadır.

  • Karşılarındaki insanlara saygı göstermeseler de kendilerini özel ve önemli gördüklerinden hep saygı görmeyi beklerler.

  • Gurur, övgü ile beslendiğinden sürekli kendilerine iltifat edilmesi için ortam hazırlarlar.

  • Eleştiriye son derece kapalıdırlar. Eleştiriye aşağılanmış olma, öfke ve utanç duyguları ile tepki verirler.

  • Menfaatçidirler. Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanırlar.

  • Başkalarının ne hissettiğini, ihtiyaçlarını anlayamaz ve hissedemezler.

  • Kin, öfke, kıskançlık duyguları fazladır. Acıma, affetme gibi duyguları kendi çıkarlarına göre hisseder ve kullanırlar.

  • Hak duygusu kendilerine yöneliktir. Hep kendilerine ayrıcalık yapılması gerektiği beklentisi içindedirler.

  • Eksiklik ve aşağılık duygularını bastırmak için kendilerine güveniyor rolü yaparlar.

  • Hırslı ve doyumsuz yapıları nedeniyle rekabeti severler.

Oysa tüm bu sayılanlar şeytanın özellikleridir. Yüce Allah şeytanın taraftarlarının uğrayacağı sonu şöyle haber vermektedir:

"Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir." (Mücadele Suresi, 19)

Kıyamet Günü Yaşanacakları Tefekkür Etmek


Kıyamet Günü Yaşanacakları Tefekkür Etmek"Ay karardığı, Güneş ve Ay birleştiği zaman; İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer yalnızca Rabbinin Katıdır. " (Kıyamet Suresi, 8-12)

Pek çok insan, hayatındaki pek çok konuya yoğun dikkat verir ve bu konular üzerinde derin derin düşünür. Ancak dikkatle bakıldığında, bahsi geçen aynı kişilerin yaşamları boyunca düşünmekten kaçındıkları konular da vardır. Bunlardan biri, ve belki de en önemlilerinden biri “ölümün gerçekliği ve yakınlığıdır”. Düşüncelerini Kuran'da verilen bilgiler doğrultusunda yönlendirmeyen bu kimselere göre ölüm, çözüm getirilemeyen bir sondur. Tıpkı ölüm gibi, kainatın ölümünü getirecek olan kıyametin varlığı da bu kimselerin çok uzak gördükleri ve hayatları boyunca hemen hemen hiç düşünmedikleri konulardan biridir. Kıyamet gününde gerçekleşecek olan olaylar, bu kişiler tarafından az çok bilinmekte, ama bunları dahi düşünmek onları korkutmaktadır. Korku duymaktansa, böyle bir konuyu unutmayı tercih etmekte; ancak bu şekilde kendilerini nasıl bir tehlikenin içine sürüklediklerini ise hiç düşünmemektedirler.

İnsanlar en çok, kıyamet gününün canlı, cansız her varlık için "son gün" olmasından etkilenmektedirler. Kıyamet günü, dünya hayatının hatta tüm kainatın son günüdür, ama aynı zamanda da ahiretteki sonsuz yaşamın başlangıcıdır. O gün, insanların tümü yeni bir diriliş ile dirileceklerdir. Dünya hayatında, Allah (cc)'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanlar cennette ağırlanırken, inkar edenler cehenneme sevk edileceklerdir. Dolayısıyla böyle bir günün beklentisi içinde olan bilinçli bir insan için, dünyadayken ölüm, kıyamet ve ahiret gerçeklerinden kaçmanın bir anlamı yoktur. Aksine, kıyamette meydana gelecek olan olaylar ve ölüm gerçeğini bilip düşünmek, kendisini daha fazla harekete geçirecektir. İnşaAllah Allah (cc) yolunda güzel amellerde bulunmaya sevk edecek, ahiret inancına yöneltecek ve Allah (cc)'a yakınlaşmasına bir yol olacaktır. Benzersiz olayların gerçekleşeceği kıyamet günü, o büyük korkuyu yaşamayacak olan kişiler sadece iman edenler olacaktır. Yüce Rabbimiz ahirette müminlerin üzülmeyeceğini ve korkmayacağını bir ayette şöyle bildirmektedir:

"Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. " (Bakara Suresi, 112)

Dünyada iken bu gerçeğe inanmış ve hayatını bunun gereklerini yerine getirerek geçirmiş bir insan, Allah (cc)'ın izniyle o zorlu günde güvenlikte olacağını umar. Çünkü Kuran'a iman etmiş, asıl hayatın ahiret hayatı olduğuna inanmıştır. Ölümün varlığını gözardı etmemiş, Allah (cc)'a ibadet etmekte büyüklüğe kapılmamıştır. Böyle bir insan ahiret yaşamında sonsuz bir güzellikle karşılanacaktır. Kıyamet gününde ise Allah (cc)'tan bir nur onunla olacaktır. İman edenler Kuran'da şöyle müjdelenmektedirler:

"... O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin. " (Tahrim Suresi, 8)