24.12.07

Ölümü Hatırda Tutmanın Önemi

Ölümü Hatırda Tutmanın ÖnemiHer insan kesin bir gerçek olan ölümü, Yüce Rabbimiz’in kaderde belirlediği bir zamanda, nerede olursa olsun yaşar. İnsanların sahip oldukları güzellik, zenginlik, makam veya herhangi bir güç kendilerini ölümden uzaklaştıramaz; ölüm muhakkak yaşanır. Buna rağmen pek çok insan ölümü düşünmez, hatta özellikle bu düşünceden kaçarlar. Ama bu kaçışın hiçbir faydasının olmayacağı Kuran ile insanlara bildirilmiştir. Bir ayette, Allah (cc) ölüm gerçeğini şöyle haber vermiştir:

"De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah) a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

İnsanların çoğu özellikle de gençken ölümü hiç akıllarına getirmek istemezler. Ölümü herşeyin sonu olarak gördükleri için bu gerçeği düşündüklerinde sıkıntıya ve üzüntüye düşüp korkuya kapılırlar. Oysa ki insanın düşünmemekle ölümden kaçamayacağı açıktır. Nitekim herkes karşısına çıkan herhangi bir gazetede dahi ölüm haberleriyle karşılaşır. Yolda giderken bir cenaze arabasına rastlar ya da bir mezarlığın önünden geçer. Zaman içinde her insanın yakınları ve akrabaları ölür. Bu kişilerin cenazelerine gidildiğinde ya da evleri ziyaret edildiğinde, herkes bir anda mutlak ölüm gerçeğiyle yüzyüze kalır. İnsan ne kadar direnirse dirensin, nereye sığınırsa sığınsın, nereye kaçarsa kaçsın ölümle her an karşılaşabileceği apaçık bir gerçektir. Bu gerçeği hatırda tutmak ise önemlidir. Çünkü ölümü düşünmek, bir insan için aslında pek çok hayra vesile olabilecek önemli bir olaydır. Bu gerçek, Allah (cc)'ın izniyle samimi düşünenler için geçici olan dünya hayatına bağlanmayı önleyebilecek, ahiret hayatında azaptan kurtulmaya vesile olabilecek bir nimete dönüşebilir.

İmam Gazali Hazretleri de ölümü anmanın faziletlerini İhya’u ulum’id-Din adlı eserinde şöyle anlatmıştır:

Bil ki dünyaya dalanın, aldatıcılığına kananın, şehvetlerine sarılanın gönlü hiç kuşkusuz ölümü anmaktan gaflete düşer, ölümü anmaz. Böyle birisine ölümden söz edildiğinde yüzünü buruşturur, tiksinir. Pek tabi en üstün rütbe sahibi her durumda işini Allah’a havale eden, ölüm ve yaşamı için nefsine tercih hakkı vermeyendir, Efendisi neyi çok seviyor, neyi tercih ediyorsa, kendi tercihi de Efendisi'nin tercihi olandır, ki bu kişi sevgi ve dostlukta teslim ve rıza makamına ulaşmış demektir. Bu da gaye, hedeftir.

Her halükarda ölümü anmakta sevap ve fazilet vardır. Dünyaya dalan da aslında ölümü anmasıyla geçici bir süre ile sınırlı da olsa dünyadan uzaklaşacağı için ölümden yararlanır, çünkü ölümü andığında nimetleri boğazında düğümlenir, zevkinin duruluğunu yitirir. İnsanı lezzet şehvetlerinden soğutan her şey kurtuluş sebeplerindendir.
(İhya’u Ulum’id-Din, 4. Cilt, İmam Gazali, s. 903-904)

Ölümü anmanın hikmetlerini görmek, insanın kurtuluşuna, Yüce Allah (cc)’a yakinini artırmaya vesile olması nedeniyle çok önemlidir. Bu nedenle yapılması gereken, gerçekleri göz ardı etmeyi bir kenara bırakarak Allah (cc)'ın kaderde tespit ettiği süreyi, Yüce Rabbimiz’e en iyi şekilde kulluk ederek geçirmeye gayret etmektir.

Şeytanın İnsanlar Üzerinde Hiçbir Zorlayıcı Gücü Yoktur

Şeytanın İnsanlar Üzerinde Hiçbir Zorlayıcı Gücü YokturŞeytan, sinsi yöntemlerle insanları kötülüğe sürüklemek ve Kuran ahlakından uzaklaştırmak için ciddi bir çaba içerisindedir. Ancak şeytanı değerlendirirken göz önünde bulundurulması gereken çok önemli bir gerçek vardır. Şeytan insanlar üzerinde zorlayıcı bir güce sahip olan bir varlık değildir. Kötülüğe teşvik ederken yaptığı, insanları yalnızca bu ahlaka çağırmaktır. Ona uymak ya da yüz çevirmek ise tümüyle insanın kendi iradesi altındadır. Allah (cc), indirdiği hak kitaplarla, gönderdiği elçileriyle insanlara her konuda doğruyu ve yanlışı bildirmiştir. Ayrıca Allah (cc), hayatın her safhasında, karşılaşılan her olayda kişiye her an doğru olanı ilham eden vicdanı yaratmıştır. Vicdan, Allah (cc)'ın dilemesiyle insanı her zaman hayra çağırmaktadır. Dolayısıyla nefsinde ne kadar çok kötülük olursa olsun, her insan bunlardan sakınabilecek, doğru ve güzel olanı bulabilecek bir bilgiye sahiptir. Bu nedenle şeytana uyan bir insan, bundan tümüyle tek başına sorumlu olduğunu bilmelidir. Ahirette, dünya hayatında yaptığı her davranışın hesabını "yapayalnız, tek başına" verecektir. Allah (cc) bu gerçeği insanlara Kuran'da şöyle bildirmektedir:

"Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' Bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır. " (Enam Suresi, 94)

Dünya hayatı boyunca bir an bile vazgeçmeden insanı takip eden, dostu ve yardımcısı olduğunu söyleyerek ona vaatlerde bulunan şeytan ise, ahirette asıl sorumluluğun insanın kendisinde olduğunu söyleyerek onu yüzüstü ve yapayalnız bırakacaktır. İnsanlara, yaptıkları kötülüklerden dolayı onu değil kendilerini kınamalarını söyleyecektir. Çünkü şeytan bu kimseleri kötülüğe yalnızca çağırmış, onlar ise, şeytanın bu çağrısına kendi iradeleriyle, bilerek ve isteyerek uymuşlardır. Kuran'da bu gerçek insanlara şöyle açıklanmaktadır:

"İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır." (İbrahim Suresi, 22)

Dolayısıyla dünya hayatında şeytanın ahlakını benimseyen insanların ahirette yaptıkları kötülüklerin sorumluluğunu şeytana yüklemeleri hiçbir şekilde söz konusu değildir. İnsanın yaptığı kötülüklere karşı, "bunları şeytana uyduğum için yapıyorum, bu yüzden masumum" gibi bir mazeret öne sürmesi, dünya hayatında ona bir fayda sağlamayacağı gibi ahirette de kabul görmeyecektir. Çünkü Allah (cc), Kuran ayetleriyle insanlara şeytanın ahlakını; insanlara yalnızca yalan söyleyeceğini ve onları yalnızca cehennem azabına sürüklemek için çaba yürüteceğini bildirmiştir. Kuran'da bildirilen bu gerçekleri bilen bir kimsenin, yaptığı hatayı fark ettiği anda hemen şeytandan Allah (cc)'a sığınması, kötü ahlakında bile bile ısrar etmemesi gerekir.

İnsan Dünyaya Neden Gelir?

İnsan Dünyaya Neden Gelir?Allah tüm kainatı ve insanı yoktan var etmiştir. Bu varlıklar arasında insana sayısız nimetler vermiş, en önemlisi de onu diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan bir ruhla yaratmıştır. İnsana verilen nimetler o kadar çoktur ki, Allah Kuran-ı Kerim’de bu nimetlerin genelleme yapılsa dahi saymakla bitirilemeyeceğini bildirmektedir. (Nahl Suresi, 18) Bu durumda insanın, kendisine bunca nimetin ne amaçla verildiğini, bunların karşılığında kendisinden ne istendiğini düşünmesi gerekir.

İnsanın Yaratılış Amacı Nedir?

Yüce Allah insanlara dünya hayatında yaşayacakları kısa bir süre tanımıştır. Tüm insanların dünyaya gelişlerinin ve bu kısa hayatlarının tek ve en önemli amacı Yüce Allah'a kul olmaktır. Kuran'da bu amaç şöyle bildirilir:

“Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56)

Peki Allah’a Kul Olmak Ne Demektir?

Yüce Allah'a kul olmak; O'nun varlığını ve birliğini kabul etmek, O’nu gereği gibi tanıyıp takdir etmek, O’dan başka İlah edinmemek ve tüm yaşamını O'nun istediği biçimde geçirmek demektir. Kuran'da bize, Rabbimiz’in insanlar için beğendiği ahlak ve yaşam biçimi detaylı olarak haber verilir ve insanlar bu şekilde yaşamaya davet edilirler. Bir ayette yaratılış amacını göz ardı ederek sorumsuzca bir hayat süren ve bunun acı sonucundan da endişe etmeyen kimselerin ahirette şöyle karşılanacağı haber verilmiştir:

“Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” (Müminun Suresi, 115)

Aslında insanlar yaratılış amaçlarından habersiz değildirler. Yüce Allah kitapları ve elçileri vasıtasıyla onları bu gerçekten haberdar etmiş ve onlara izlemeleri gereken doğru yolu göstermiştir. Onlara öğüt almaları için de bir ömür boyu süre vermiştir. Kendilerine tanınmış bu kadar çok fırsatı görmezden gelip, yalnızca nefislerinin istek ve tutkularını amaç edinerek gerçek amaçlarından sapanların ise ebedi pişmanlıkları ahirette kendilerine fayda vermeyecektir. Bu önemli gerçek Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

“İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.” (Fatır Suresi, 37)

Yüce Allah İnsanlara Kendisi’ne Nasıl Kulluk Etmeleri Gerektiğini Bildirmiştir

Allah'a kulluk etmeleri için yaratılmış olan insanların bunu nasıl yapacakları Kuran’da detaylı olarak bildirilmiştir.

Kuran'da müminlere,

  • Yüce Allah'a nasıl dua etmeleri, O'nu nasıl anmaları gerektiği, namazı, zekatı ve Allah'ın kendilerinden istediği her türlü ibadet şeklini nasıl yerine getirecekleri;

  • Güzel ahlak yapısının nasıl olması gerektiği, müminin ne tür vasıfları kazanması, ne tür özellik ve tavırlardan kaçınması gerektiği;

  • Tevazu, fedakarlık, dürüstlük, adalet, merhamet, hoşgörü, kararlılık ve bunlar gibi pek çok üstün ahlak özelliğinin Allah'a kulluk etmenin temel vasfı olduğu Kuran’da haber verilen önemli hükümlerdir.

  • Ayrıca kötü ahlak özellikleri, kötü tavır, davranış ve konuşma biçimleri de Kuran'da detaylı olarak bildirilmiş, müminler bu tür olumsuz tutumlardan sakındırılmışlardır.

Yüce Allah'ın kullarından istediği en temel konu ise, onların Kendisi’ni hoşnut etmeyi gaye edinmesi, yani Allah rızası için yaşamaları ve sürekli bu bilinçte olmalarıdır. Bunun için de kişinin her olay karşısında, nefsinin isteklerinden vazgeçip Yüce Allah'ın rızasını tercih etmesi gerekir. Eğer kişi nefsini hoşnut etmeyi amaçlarsa o zaman nefsini ilah edinmiş olur. (Allah'ı tenzih ederiz). Bu durum bir Kuran ayetinde şöyle ifade edilir:

“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?...” (Furkan Suresi, 43)

Mümin hayatı boyunca karşısına çıkan her olayda, her düşüncede, her tavırda bu hükümlere göre davranarak, Allah'ın rızasını tercih eder ve yalnızca O’na kulluk eder.

Dünya Hayatında Aranılan Huzur Ve Mutluluk Ancak Allah’a Kulluk Etmekle Elde Edilir

İnsanlar Allah’ın kendilerine yüklediği sorumluluğu ve yalnızca O’na kulluk etmeleri gerektiğini kavradıklarında aradıkları huzur ve mutluluğu Allah’ın izniyle elde ederler. Bu durum, toplumsal açıdan da geçerlidir ve toplum içinde bir dengenin oluşmasını sağlamaktadır. Ancak aksi söz konusu olduğunda; yani Allah'ın varlığını inkar edenlerin, O'nun vereceği cezadan ve ahiret gününün getireceklerinden korkmayanların sayısı arttığında, bu denge bozulur. Bunun sonucunda ise aile ve toplum düzeni, ülke huzuru ve dünya barışı tehlikeye girer. Kuran'da, insanların Allah'ın emirlerini terk edip kendi hevalarına uymalarının, insanlığı ciddi bir dejenerasyona götüreceği şöyle haber verilmektedir:

“Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.” (Müminun Suresi, 71)

Sonuç

İnsan, kendisini yoktan var edenin ve sahip olduğu tüm nimetleri verenin Allah olduğunu, bu nedenle yalnızca O’na şükretmesi gerektiğini, vicdanıyla düşünerek bulabilecek akla sahiptir. Ancak Allah'a olan şükrünü ne şekilde ifade edeceğini, O'na nasıl kulluk edeceğini Kuran’dan öğrenerek uygulayabilir. Yüce Allah'ın Kuran’da bildirdiği, O’nun razı olacağı biçimde bir ömür süren ve O’na gereği gibi kulluk etmiş olan bir mümin, dünyadaki yaşamı için de ölümünden sonraki hayatı için de müjdelenmiştir. Allah'ın rızasını kazanmış ve Rabbimizin rahmetiyle cennetine layık gördüğü seçkin bir kişi olarak sonsuz mutluluk ve mükafata kavuşmayı umut eder hale gelmiştir. Bu amaçtan sapan, boş gayeler peşinde koşan ve Allah'ın istediği şekilde yaşamayan, O'na gereği gibi kul olmayan kimseyi de kötü bir son beklemektedir. Bu sonuçtan da anlaşılacağı gibi, kişinin Allah'a kulluk etmesinin yalnızca kendisine faydası vardır. Yüce Allah'ın hiç kimsenin ibadetlerine, iyiliklerine, güzel ahlaklı olmasına ihtiyacı yoktur. Kuran'da bildirildiği gibi; "Allah alemlerden müstağnidir." (Ankebut Suresi, 6)

Günümüzde insanların büyük bir bölümü, içinde yaşadıkları ve sürekli şikayet ettikleri dejenerasyonun nedenlerinin, kendi bencil tutkularına uymaları ve Yüce Allah'a eş koşmaları olduğunu düşünmezler. Bu nedenle de çözümü çok farklı yerlerde ararlar. Yalnızca ekonomik, sosyal ve kültürel reformlar yaparak, ülkenin zenginliğini artırarak ve teknolojisini geliştirerek sorunlarını çözebileceklerini düşünürler. Oysa insanlar arasında güçlü bir Allah inancını yerleştirmeden, bu yöntemlerin hiçbiri kesin çözümler getirmez.

Kimi insanların içinde yaşadıkları bu karanlık ve ürkütücü yaşam tarzından kurtulabilmelerinin, huzurlu, güvenilir ortamlar içinde yaşayabilmelerinin tek bir yolu vardır. Bu yol, toplumu oluşturan bireylerin, yalnızca Yüce Allah'a iman etmeleri ve Rabbimiz’in Kuran'daki emir ve yasaklarına uymalarıdır. Bu, tüm insanlar için mutlak bir kurtuluş demektir. Çünkü insanı Yüce Allah yaratmıştır ve onun ruhunun neye ihtiyacı olduğunu da en iyi O bilir. Kuran'da bu gerçek şöyle haber verilmektedir:

"Yüce Allah, rızasına uyanları bununla (Kuran ile) kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir." (Maide Suresi, 16)

İnsanın sonsuz yaşamı, kişinin dünya hayatını nasıl geçirdiği ile belirlenir. Öldükten sonra bir daha hataları telafi etme imkanı yoktur. Bu nedenle, sanki dünyaya tesadüfen gelmiş, başıboş bırakılmış ve yaptıklarından hesaba çekilmeyecekmiş gibi bir mantıkla hareket etmek, kişinin kendi sonsuz geleceği için çok büyük bir kayıp olacaktır.